Temas Bozukluğu Nedir? Bir Gencin Hikâyesiyle Anlatılan Duygular
Kayseri’de bir akşam, yağmur hafifçe çiselemeye başlamıştı. O an, gerçekten yalnız hissediyordum. Dışarıda insanların gidiş gelişlerini izlerken, içimde bir boşluk vardı. Hani insan bazen bir şeyin eksikliğini fark eder ama ne olduğunu bir türlü anlayamaz ya… İşte o an, tam da öyleydim. Gözlerim, hayatın sıradan akışını izlerken, bir anda bir soru belirdi kafamda: Temas bozukluğu nedir?
Bunu düşündüm, çünkü o an ben de bir şekilde temas bozukluğu yaşıyordum. Bazen insanlar birbirlerine, kelimelerle ya da bakışlarla dokunur, bazen de hiçbir şey hissetmezsiniz. O anda hissettiğim, tam olarak buydu: Bir şeylerin eksikliği. Ya da belki doğru kelimeleri bulamıyordum ama hissettiğim duyguyu kelimelere dökmek o kadar da zor değildi.
Bir Sohbet, Bir Temas Bozukluğu
İki hafta önce, eski bir arkadaşım, yıllar sonra bir araya gelmişti. Okul yıllarından beri birbirimizi tanırdık, ama zamanla yolumuz farklı yönlere gitmişti. Uzun bir sessizlikten sonra, bir kafe buluşması ayarladık. Kahvelerimizi yudumlarken, geçmişi hatırlamaya çalışıyorduk. Ama o anda bir şey eksikti. Kelimeler belki doğru yerlerdeydi, ama aradığım o samimi, içten dokunuşu hissetmiyordum.
Çok garipti, çünkü bir zamanlar birbirimize her konuda her şeyimizi anlatırdık. Şimdi, yıllar sonra, birer yabancı gibi oturuyorduk. Kendi kendime düşündüm: Bu, sadece bana mı böyle geliyor, yoksa gerçekten de bir şeyler değişmiş olabilir mi? İçimde, o eski yakınlık duygusunu hissedemedim. Bunu sevimsiz bir şekilde kabul etmek zorunda kaldım. Aramızdaki “temas” artık yoktu. Sadece fiziksel olarak aynı odadaydık, ama kalben birbirimize ne kadar yakındık? Bu sorunun cevabını bulmak o kadar da kolay değildi.
Ve işte o an, temas bozukluğunu anladım. Fiziksel yakınlık, birisinin yanında oturmak, elini uzatmak yetmezmiş gibi, bir insanın içine dokunabilmek başka bir şeydi. O eski dostum, orada, her şeyin normaliymiş gibi davranarak, aslında kalben bana hiçbir şey hissettirmedi. İşte buna “temas bozukluğu” denir diye düşündüm.
Baba ve Ben: Bir Bağ Kurmak İstediğimde
Bir diğer unutamadığım anı, babamla yaşadığım o sessiz akşamdan kalmadır. Geceyi birlikte geçirmek için oturduk. Her zaman çok işten, çok meşguldü ama o gece biraz daha fazla sessizlik vardı. Babamın gözleri, o alışık olduğum uzak bakışlarla bana odaklanmıştı. İçimde bir boşluk hissettim. Aramızda uzun bir zamandır konuşmadığımız şeylerin yankıları vardı. “Temas bozukluğu” deyince, aslında bazen duygusal mesafeyi kastediyor oluyorum.
Babasına “sözlerle dokunamayan” bir çocuk olarak büyümek, nasıl hissettirir? Hiç düşünmediniz mi? Bir çocuğun en güçlü teması, babasıyla kurduğu o ilk bakış, ilk elini tutuşu değil midir? Ama bazen o el, yıllar içinde o kadar uzağa gider ki, tutmak imkânsız hale gelir. Birçok şeyi doğru yapıyor olabilir, evet. Ama gözlerindeki o uzaklığı her zaman hissederim. Bunu hissetmek canımı yaksa da, babama karşı olan saygım asla değişmedi. Yine de, bazen kelimeler yetmiyor. O anlarda birinin kalbine dokunmak, çok daha değerli oluyor.
Hayal Kırıklığı ve Umut Arasında
Beni en çok etkileyen şeylerden biri de, temasın her zaman fiziksel olmayışı. Temas bozukluğu, bazen sadece dokunamamak değil, daha fazlasıdır. Gerçekten birine “dokunabilmek” dediğimizde, onu anlamaktan, kalbine girebilmekten bahsediyoruz. İşte o dokunuşu hissetmek, bazen uzun yıllar alabiliyor. Bu yüzden, hayal kırıklığı ile umut arasında gidip geliyorum.
Birini sevdiğinizde, ona kalpten dokunmak istersiniz, değil mi? Ama bazen, o kişinin içinde bir boşluk vardır ve onu sadece kelimelerle dolduramazsınız. İşte, temas bozukluğu tam da burada devreye giriyor. Kendimi böyle hissettiğimde, içimdeki boşluğu başkalarıyla doldurmaya çalışırken, aslında gerçek duygusal teması arıyorum.
Ama bir şey fark ettim: Temas, sadece bir insanla değil, bazen kendinle de olmalı. Belki de ben de yıllardır kendi içime, ruhuma dokunmayı unutmuşumdur. İnsanlar birbirlerine dokunamazsa, ya da kalben bir bağ kuramazlarsa, en yakınlarıyla bile mesafe hissedebilirler. Bunun farkına varmak, bazen insana iyi geliyor.
Sonuç: Temas Bozukluğu ve Benim İçsel Arayışım
İçimdeki bu boşluğu düşündükçe, anladım ki temas bozukluğu, sadece başkalarıyla değil, bazen kendi içsel dünyamızla da olabilir. Bir insan kendini yalnız hissettiğinde, gerçekten de kimseyle temasa geçemeyebilir. Ve o an, yalnızlık daha da büyür. İşte o zaman, gerçek anlamda “temas” arayışı başlar. Kendi içindeki boşluğu ve kalbindeki sessizliği en iyi sen kendin duyarsın.
Yavaşça, temasın ne kadar önemli olduğunu anlamaya başladım. Çünkü bazen bir insanın hayatındaki en değerli şey, başka birine hissettirdiği dokunuştur. Belki de bu yüzden, temas bozukluğu dediğimiz şey, aslında sevgiye, anlayışa ve kalbin derinliklerine dokunamamaktan ibaret.
Bugün hala, temas bozukluğu nedir diye soran bir insanın, aslında sadece sevgi ve anlayış arayışı içinde olduğunu düşünüyorum. Ama bir şey biliyorum: Birine dokunabilmek, sadece fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda ruhsal bir bağ kurmaktır. Ve bazen bu bağ, yıllar sonra bile kalpten kalbe geçebilir.